İNFO FLASH HABER

Les adversaires du concept de “Patrie Bleue.”

Les mers, les océans contiennent des produits organiques et inorganiques qui peuvent servir, dans le cadre des activités économiques humaines, dans le secteur de l’alimentation ou celui de l’énergie. Avec l’augmentation des populations mondiales (3 milliards en 1960, 7.7 milliards en 2020) l’appropriation des réserves de produits organiques et inorganiques contenues dans les océans est […]

Les adversaires du concept de “Patrie Bleue.”
24 Eylül 2022 - 23:21 'de eklendi ve 1043 kez görüntülendi.

Les mers, les océans contiennent des produits organiques et inorganiques qui peuvent servir, dans le cadre des activités économiques humaines, dans le secteur de l’alimentation ou celui de l’énergie.

Avec l’augmentation des populations mondiales (3 milliards en 1960, 7.7 milliards en 2020) l’appropriation des réserves de produits organiques et inorganiques contenues dans les océans est devenue de plus en plus important.

Par ailleurs, les techniques de forage côtier permettant de forer de plus en plus profondément et loin des côtes, les obstacles matériels ne sont plus un frein à l’exploitation des combustibles fossiles.

Ainsi, la convention des Nations unies sur le droit de la mer (UNCLOS) a ZEE defcréé en 1982 la notion de zone économique exclusive (ZEE) qui permet à un État qui en fait la demande d’exercer des droits souverains sur une zone maritime allant de ses côtes jusqu’à 200  milles marins (370,4  km) – étendant ainsi la zone des mers territoriales, qui va des côtes jusqu’à 12 milles marins (23 km).

Ces droits souverains comprennent l’exploration et l’exploitation, la conservation et la gestion des ressources naturelles vivantes et non vivantes des eaux au-dessus et au-dessous des surfaces marines.

La Turquie a conceptualisé ces nouvelles zones de souveraineté étatique sous le terme de “Patrie Bleue.”

 

Gaz méditerranée orientale

Avec la découverte de réserves de gaz en Méditerranée orientale, le principe de “zone économique exclusive” est devenu important, chaque État travaillant à s’approprier et à rattacher des zones maritimes à ses droits souverains.

Lorsque deux États côtiers réclament une même zone, les autorités internationales maritimes délimitent la ZEE à égale distance des côtes de chaque État.

L’affaire se complique en cas de présence d’îles étrangères près des côtes d’un État, ce qui est le cas pour la Turquie entourée d’îles grecques.

Le droit de la mer dans ce cas, tout en étant flou, accorde la priorité aux terres continentales.

Revendications de ZEE extrémistes grecquesNéanmoins, la Grèce, dans sa politique extrémiste et fanatique, arguant le droit de ses îles, accolées aux côtes turques, à des zones économiques exclusives, s’est appropriée toutes les eaux méditerranéennes le long des côtes turques.

 

 

Revendications de ZEE fanatiques grecquesUn exemple, qui confine à l’absurde, l’île grecque de Kastellorizo – Meis – une micro île de 12 km2 et de 400 habitants, à 560 km des côtes continentales grecques et à seulement 3 km des côtes continentales turques, s’est appropriée, en déclarant zone économique exclusive, un espace de 4000 fois sa superficie. Ne laissant à la Turquie, qui a un territoire de 780 000 km2 – soit 65 000 fois la superficie de l’île grecque – et près de 1 000 km de côtes en Méditerranée, que ses eaux territoriales.

Dans les années 2000 une carte, établie avec uniquement les revendications extrémistes grecques, sera tracée par un universitaire espagnol de Séville – appelée carte de Séville.

L’opposition légitime de la Turquie et du Président Erdogan à ce fait accompli, et ses prospections énergétiques, avec ses 4 navires d’explorations (Fatih, Yavuz, Kanuni et dernièrement Abdülhamid Han), dans ce qu’elle considère comme sa zone économique exclusive, créeront des tensions avec la Grèce, qui, en août 2020 mettra ses forces en alerte en envoyant ses bâtiments militaires dans les régions de prospection de la Turquie, près des côtes turques.

D’autres États européens en soutien de la Grèce enverront des bâtiments militaires, notamment la France et l’Italie. Emmanuel Macron avait immédiatement annoncé un renforcement de la présence militaire française en Méditerranée orientale, avec les frégates La Fayette et porte-hélicoptères amphibie Tonnerre.

Ces menaces européennes contraindront la Turquie à rappeler à ses côtes, fin 2020, ses navires de prospections en Méditerranée orientale.

À une époque où le droit international et le multilatéralisme s’effondrent en raison des politiques de deux poids deux mesures des Occidentaux, personne évidemment pour approuver la légitimité de la Turquie dans ses demandes. L’Europe, juge et partie, soutenant d’ailleurs la Grèce de manière totalement arbitraire.

Dans le cadre des grandes manœuvres pour l’appropriation des zones maritimes en méditerranée orientale, en 2010, déjà, sur la base de faux documents, la confrérie religieuse Gülen (FETÖ : Organisation Terroriste de Fetullah Gülen), en collaboration avec les Occidentaux, avait, dans le cadre du procès “Balyoz”, mené des actions judiciaires contre plus de 300 officiers de l’armée de mer turque, annihilant les capacités d’action de cette dernière en Méditerranée orientale.

Cette conspiration de FETÖ sera déjouée quelques années plus tard mais les Occidentaux ne sont pas à court de collaborateurs, antirépublicains voire anti-Turc, en Turquie, et les États occidentaux dans le cadre d’alliances informelles, dissimulées mais très sophistiquées (États + médias + sociétés civiles) travaillent ensemble, sous différents masques (internationalisme, universalisme, libéralisme, etc.,), avec les collaborateurs locaux à saper les fondements de la République de Turquie.

Ainsi, ces batailles en mer donnent une idée de la géopolitique mondiale plus générale, où les cartes sont redistribuées, si l’on peut dire, et l’alliance occidentale (États + médias + sociétés civiles) montre, à défaut de l’affirmer, que la République de Turquie est prise pour cible.

Ilker TEKIN & Kadim Özdemir.

Metnin Türkçesi:

“Mavi Vatan” kavramının karşıtları.

Denizler ve okyanuslar, insanların ekonomik faaliyetlerinde, gıda ve enerji sektörlerinde kullanılabilecek organik ve inorganik ürünler içermektedir.

Dünya nüfusunun artmasıyla birlikte (1960’ta 3 milyar, 2020’de 7,7 milyar) okyanuslarda bulunan organik ve inorganik ürün rezervlerinin değerlendirilmesi giderek daha önemli hale gelmiştir.

Ayrıca, kıyı sondaj teknikleri sondajın giderek daha fazla derinlikte ve kıyıdan daha uzakta yapılmasına olanak tanıdığından, fiziksel engeller fosil yakıtların çıkarılması önünde bir engel olmaktan çıkmaktadır.

Örneğin, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) 1982 yılında münhasır ekonomik bölge (MEB) kavramını yaratarak bir devletin talep üzerine kıyı şeridinden 200 deniz miline (370,4 km) kadar uzanan bir deniz alanı üzerinde egemenlik haklarını kullanmasına olanak tanımıştır – böylece kıyı şeridinden 12 deniz miline (23 km) karasuları bölgesi genişletilmiştir.

Bu egemenlik hakları, deniz yüzeyinin üstündeki ve altındaki suların canlı ve cansız doğal kaynaklarının araştırılmasını, kullanılmasını, korunmasını ve yönetilmesini içerir.

Türkiye, devlet egemenliğinin bu yeni alanlarını “Mavi Vatan” terimi altında kavramsallaştırmıştır.

Doğu Akdeniz’de gaz rezervlerinin keşfedilmesiyle birlikte, her devlet deniz alanlarını kendi egemenlik haklarına dahil etmeye çalışırken “münhasır ekonomik bölge” ilkesi önem kazanmıştır.

İki kıyı devleti aynı alan üzerinde hak iddia ettiğinde, uluslararası denizcilik otoriteleri MEB’i her bir devletin kıyı şeridinden eşit uzaklıkta sınırlandırır.

Yunan adalarıyla çevrili Türkiye örneğinde olduğu gibi, bir devletin kıyı şeridine yakın yabancı adalar varsa mesele daha karmaşık bir hal almaktadır.

Bu durumda deniz hukuku, net olmamakla birlikte, anakaraya öncelik tanımaktadır.

Bununla birlikte Yunanistan, Türk kıyılarına bitişik adalarının münhasır ekonomik bölge hakkını savunan aşırı ve fanatik politikasıyla, Türk kıyıları boyunca tüm Akdeniz sularına el koymuştur.

Absürdlük sınırlarını zorlayan bir örnekte, Yunan anakarasından 560 km, Türk anakarasından ise sadece 3 km uzaklıkta bulunan 12 km2’lik ve 400 nüfuslu küçük bir ada olan Meis – Kastellorizo – Yunan adası, münhasır ekonomik bölge ilan ederek kendi büyüklüğünün 4.000 katı büyüklüğünde bir alanı kendine tahsis etmiştir. Bu durum, 780.000 km2 yüzölçümüne (Yunan adasının 65.000 katı) ve yaklaşık 1.000 km Akdeniz kıyı şeridine sahip olan Türkiye’yi sadece karasularıyla sınırlayacaktır.

2000’li yıllarda Sevilla’dan İspanyol bir akademisyen tarafından sadece Yunanlıların aşırı iddialarını içeren bir harita çizilecek ve buna Sevilla haritası adı verilecektir.

Türkiye’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu oldubittiye meşru muhalefeti ve münhasır ekonomik bölgesi olarak gördüğü alanda 4 arama gemisiyle (Fatih, Yavuz, Kanuni ve son olarak Abdülhamid Han) enerji araması, Ağustos 2020’de askeri gemilerini Türkiye kıyılarına yakın arama bölgelerine göndererek kuvvetlerini alarma geçirecek olan Yunanistan ile gerginlik yaratacaktır.

Yunanistan’ı destekleyen diğer Avrupa devletleri, Fransa ve İtalya da dahil olmak üzere askeri gemiler gönderecek. Emmanuel Macron derhal La Fayette fırkateyni ve amfibi helikopter gemisi Tonnerre ile Doğu Akdeniz’deki Fransız askeri varlığının takviye edileceğini duyurdu.

Avrupa’nın bu tehditleri Türkiye’yi 2020 sonunda Doğu Akdeniz’deki arama gemilerini kıyılarına geri çağırmaya zorlayacaktır.

Uluslararası hukuk ve çok taraflılığın Batı’nın çifte standartları nedeniyle çöktüğü bir dönemde, hiç kimse Türkiye’nin taleplerinin meşruiyetini açıkça onaylamıyor ve Avrupa, hem yargıç hem taraf olarak tamamen keyfi bir şekilde Yunanistan’ı destekliyor.

Doğu Akdeniz’deki deniz alanlarının ele geçirilmesine yönelik büyük manevralar çerçevesinde, 2010 yılında, Gülen örgütü (FETÖ: Fetullah Gülen Terör Örgütü), “Balyoz” davası kapsamında ve Batı ile işbirliği içinde, Türk Deniz Ordusunun 300’den fazla subayına karşı, sahte belge ve delillerle, kumpas gerçekleştirmiş ve Türk Deniz Kuvvetlerinin Doğu Akdeniz’deki hareket kapasitesini ortadan kaldırmıştır.

Bu FETÖ komplosu birkaç yıl sonra çözülmüştür, ancak Batı’nın Türkiye’de Cumhuriyet ve hatta Türk karşıtı işbirlikçileri eksik değildir ve Batılı devletler gayrı resmi, gizli ama çok sofistike ittifaklar çerçevesinde (devletler + medya + sivil toplumlar) farklı maskeler altında (enternasyonalizm, evrenselcilik, liberalizm vb.) Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsmak için yerli işbirlikçilerle birlikte çalışmaktadır.

Dolayısıyla, denizdeki bu savaşlar, tabiri caizse kartların yeniden dağıtıldığı ve Batı ittifakının (devletler + medya + sivil toplumlar) Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alındığını iddia etmese de ancak eylemleriyle cepe aldığını gösterdiği, daha genel dünya jeopolitiği hakkında bir fikir vermektedir.

Ilker TEKIN & Kadim Özdemir.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER